Olanlar Oldu

Temmuz 6, 2008

İzmir diye

şu başlıktan: dertler, günlük — ataman @ 9:36 am

son günümde, istanbul’a dönerayak dört atış:
birinci nokta: logos’un merdivenlerinde oturan 25 civarı bi delikanlı gördük, kolunda k.atatürk imzası vardı. sorduk, meşhur bir dövmeci var alsancak’ta, o bedavadan yapıyomuş kemalist gençlere. bugüne kadar, izmir’i sarmış, izmir’in karakteri olmuş cehaleti anlatırken bundan hiç haberim yoktu; şimdi ekliyorum repertuara.

ikinci nokta: izmir’de başınıza gelecek en talihsiz şey, dekoltemanyakların yolunuzu kesmesinden sonra tabii, taksiye binmek zorunda kalmaktır. evet dolaştırmazlar, paraüstüne yatmaya çalışmazlar, bozukları her zaman olur, “aman daldım” diyerek yanlış yöne sapıp, taksimetreyi katlamazlar, çünkü ihtiyaçları yoktur. en pahalı şey taksi bu şehirde.

üçüncü nokta: kırmızı diye bir yer açmışlar, sordum bi ayı biraz geçmiş; muzaffer izgü sokağı’nda, kıbrıs şehitlerinden girince, ritz’ten sonraki bar. beğendik, müşterisini oturtup fiyatlara abanmadan gidilsin. izmir’in kısa ömürlü barlarından olmasın aman; bir daha buralara yolum düşünce, oturcak bi yer olsun. ben dün gece (ctesi) ordaydım, canlı müzik vardı. hangi sıklıkta, aynı ekip (gitar, saksafon, kadın -bir enstrüman olarak kadın-) mi, besame mucho mu, i have got you under my skin mi, bilmiyorum.

dördüncü nokta: yazın izmir’e gitmemeye yemin ediyorum. kadınlardan korkuyorum çünkü. ilk kez bir perihan mağden tamlamasından medet umuyorum, yukarıda linki de verdim ya, dekoltemanyaklar. kısa,kısacık şortlardan hiç bahsetmeyelim.

yazımızı bir alıntıyla bitirelim sevgili sevgililerim: “Paşam yoksa göğüs dekolteme mi karışacak Bu Yobazlar?” “Olur mu güzel evladım, dekolte de senin Kemalist hakkın, getir şöyle bir kadeh rakımızı da mehtaba karşı içip Atamız’ın ruhunu şad edelim!”

Haziran 27, 2008

Foça

şu başlıktan: dertler, günlük — ataman @ 7:17 pm

yüzdüm birazcık, yüzmeyi özlediğimi bilmiyordum. ama hala insanın tatile ihtiyacı olduğu yalanına kanmış değilim. direniyorum.

işte böyle yüzdüm, madem işi günlüğe döktüm iyice, foto da yayımlayayım.
swim

kısa sürecek foça maceramız olaysız başladı. gönülsüz geldim, şimdi canım sıkılıncaya kadar iyiyim. öyle diyelim.

en son ne zaman geldim buraya hatırlamıyorum. 2 yıla yakındır. sonra araya başka yerler girdi. hiç aramadım foça’yı. ilk gençlikte çok severdim ama nasıl bunaldım sonra.  temsil ettiği her şeyden tiksinir oldum. kasabadan değil tabii , insanlardan. eskiden s.b. vardı beni buraya getiren, o da gitti. foça benim için izmir ve manisa orta-sınıfının dinlence yerinden başka bir şey ifade etmez oldu. şu orta-sınıftan ne kadar hoşlanmıyorsam o denli soğudum foça’dan. ama bu güruhtan daha kötü olan başka bi şey varsa, o da istanbul’dan buraya gelen reklamcı, yayıncı, oyuncu tiriviriler; onlardan daha kötü bi şey varsa, avrupa’nın güzide şehirlerinde yaşayıp foça’da bi-iki ay geçiren kendilerine-politik göçmenlerdir.

ben burada, bu üç gruptan kişiler tanıyorum. ve şapkayla geziyorum görünmeyeyim diye. konuşmak gerekir diye korkuyorum. 5 yılda bir eş-dost çevresine reset atan biriyim; elbette eski kasabama gelmek istemem.

I would rather not go back to the old house, there’s too many bad memories

şu başlıktan: günlük — ataman @ 5:57 pm

foça

Haziran 26, 2008

Ah Nadia

şu başlıktan: güzellik — ataman @ 1:16 pm

The First Perfect Ten in the History of Gymnastics!

video ekleyemedim, ekledim de görünmedi,ben de böle bıraktım. ama saati düzelttim; gelişme.

Haziran 25, 2008

Sadece saat değil, gün de

şu başlıktan: blog — ataman @ 11:07 pm

bugün 26 haziran aslında. 10.04.

anlaşıldığı gibi blogumuz 11 saat geri. nasıl düzeltilir bu? bulucaz artık.

edit yapmak yerine, yeni post yazan kolpa blogger benim.

Popom

şu başlıktan: saçmalar, günlük — ataman @ 10:56 pm

blog saati yanlış. aklımızda olsun.

7′de kalktım, gene yarım saat koşu. annem gülüyor, çok kısa sürüyomuş, yok yea, yavaş yavaş başlıyoruz herhalde. eve dönünce ballı süt ve kahvaltı. oh be. çimen, “popon mu çalıştı heyatım” diye sordu. “beklenmedik hareketler” olarak tabir ediyor.

ve yeni bir terapi keşfettim. depresyon-severler müjde, kurtuluş bir tık ötenizde, buyursunlar.  sayfayı sağa kaydırıp yazılardan kurtulun, arkanıza yaslanın, bir süre sonra bebek gibi olacaksınız.

Karardır.

şu başlıktan: blog, günlük — ataman @ 1:36 pm

alttaki post için “günlük” diye kategori açmamdan da anlaşılacağı gibi sırf yazabiliyor olmak için blogta günlük tutuyorum artık. “bugün bakkala gittim” de dahil, kimseyi ilgilendirmeyecek şeyler yazıcam. allahın izmir’inde insan kendinden başka neyle ilgilenebilir zaten?

dünlük bir şeyler de söyleyeyim: tez bitti, jüri iyi geçti, kep attım, mezunum. üniversite mezunu işsizim. ne yapmak istediğini bilen ama anneannesinden miras evham genleriyle uykuları kaçan, uyuduğunda sevgilisine “senin referansın ne” diye sayıklayan biriyim artık.

karar şu: bloga yazıcam. neyse ne. okuyan eden yok nasıl olsa. işi güç olur.

bi ara kapandı blog, sevinmiştim içten içe. sıfırdan başlamak, her zaman, her konuda olduğu gibi, hemen cazip gelmişti ama toparladı olanlaroldu kendini. artık aynı yerden devam.

Run Ataman run!

şu başlıktan: günlük — ataman @ 1:11 pm

az evvel almanya-türkiye maçı bitti. bunun  üzerine bir şey yazacak değilim. belki birkaç şey: galiba ilk kez türkiye yenildi diye üzüldüm, kuponum tuttu, biraz para kazandım, sevindim. maç uzasaydı babama bira sözü vermiştim, evden çıkacaktım, gerek kalmadı, gene sevindim.

evet, babama; pazardan beri izmir’deyim. baba var, anne var, kardeş yok, sevgilisiyle olimpos’ta. ben varım. everyday is like sunday. insan iliğinde kemiğinde hissediyor şarkıyı. hem sıcak hem sıkıcı olunca bir yer, adına izmir diyorlar; ve bazıları hala izmir aşığı olabiliyor. izmir’den nefret etmek üzerine yazdığım iki paragraf vardı, bi ara eklerim.

bugün 4 gündür ilk kez keyifliydim, yarım saat sürdü. yarım saatçik, kurtulmaya çalıştığım malum kötü alışkanlığım aklıma gelmedi ilk kez. izmir’de yarım saat, güzel vakit geçirdim. koştum.

ya abicim, insan koşmaktan keyif alıyosa ya da hayatındaki en keyifli şey koşmak olmuşsa bi durup düşünmek icap etmez mi? neyse, erteleyelim bunu, canımızı sıkmayalım.

akşam sekiz buçukta, giydim tişört-şort, taktım kulaklıkları, indim. hiç yapmadığım şeyler yapıyorum allahım. ama bir şeyler koymam lazım günlük akışa. burda okumak yazmak mümkün değil . internet bile saçma sapan sitelerden ibaret. spor yapacağım hiç aklıma gelmezdi ama oldu işte. burdaki evin baktığı dere gibin gölet gibin bi şey var, koşu parkuru yapmışlar çevresine, geldiğimden beri orada koşan güzel hanımlar görüyodum zaten, biraz da böyle bi motivasyonla, ama en çok sağlıklı yaşam arzusuyla vurdum kendimi pistlere.

galiba hemen koşmaya başlamamak lazımmış. kulağımdaki infected mushroom etkisiyle midir nedir, durduramadım kendimi, 15 dakika sonra bacak diye iki barbaros hayrettin topu taşıyodum. yürüsem olmaz, çocukluğumdan beri sandığım gibi bütün dünya beni izlediği için (hüsn-ü kuruntu) yiğitliğe bok sürdüremezdim. ben de kaptırdım kendimi, bi süre sonra acı duymaz oldum zaten. velhasıl 30 dakika aralıksız koştum, hem de hızlı sayılabilecek bi tempoyla. yaaa.

ama keyifliydi, çok güzel hissettim kendimi. galiba sabah gene çıkıcam. sonra zaten foça’ya gidecekmişiz; barbarism begins at home.  ne yapalım anasını satayım, orda da koşarım çare yok; iki üç kulaç da yüzerim bari, hem zaman geçer hem de şu göbekten kurtuluruz bakarsın, olur mu olur.

Mayis 5, 2008

EnlaRge!

şu başlıktan: dertler — ataman @ 12:29 pm

ataman bey, son zamanlarda hayatınız nasıl diye sorsanız size durumumu şu dört kare ile anlatmak isterim:

enlarge

daha fazlası için burdan.

Nisan 30, 2008

Kınama

şu başlıktan: morrissey — ataman @ 4:28 am

bu yazıdan dolayı yahoo! music’i kınıyoruz:

“Whether solo or with the Smiths, Morrissey turned every hangnail into a life or death situation. He over-dramatized getting a job. As if somehow applying for employment steals one’s soul, rendering them useless to the rest of humanity and to their true self. He blames the failures of his love life on what? Getting caught wearing a Wal-Mart smock?”

wal-mart’la morrissey’in aynı cümle içinde anılmasını lanetliyoruz. bu adamı, o şarkıların thatcher döneminde yazıldığını, iş bulmanın gerçek ve metaforik anlamlarını, dönemin sosyo-kültürel, ekonomik ortamı içinde düşünmeye çağırıyoruz; ha düşünmeyecekse…
rob o’connor akıllı olsun.

sonrakiler »

Powered by WordPress