İzmir diye
son günümde, istanbul’a dönerayak dört atış:
birinci nokta: logos’un merdivenlerinde oturan 25 civarı bi delikanlı gördük, kolunda k.atatürk imzası vardı. sorduk, meşhur bir dövmeci var alsancak’ta, o bedavadan yapıyomuş kemalist gençlere. bugüne kadar, izmir’i sarmış, izmir’in karakteri olmuş cehaleti anlatırken bundan hiç haberim yoktu; şimdi ekliyorum repertuara.
ikinci nokta: izmir’de başınıza gelecek en talihsiz şey, dekoltemanyakların yolunuzu kesmesinden sonra tabii, taksiye binmek zorunda kalmaktır. evet dolaştırmazlar, paraüstüne yatmaya çalışmazlar, bozukları her zaman olur, “aman daldım” diyerek yanlış yöne sapıp, taksimetreyi katlamazlar, çünkü ihtiyaçları yoktur. en pahalı şey taksi bu şehirde.
üçüncü nokta: kırmızı diye bir yer açmışlar, sordum bi ayı biraz geçmiş; muzaffer izgü sokağı’nda, kıbrıs şehitlerinden girince, ritz’ten sonraki bar. beğendik, müşterisini oturtup fiyatlara abanmadan gidilsin. izmir’in kısa ömürlü barlarından olmasın aman; bir daha buralara yolum düşünce, oturcak bi yer olsun. ben dün gece (ctesi) ordaydım, canlı müzik vardı. hangi sıklıkta, aynı ekip (gitar, saksafon, kadın -bir enstrüman olarak kadın-) mi, besame mucho mu, i have got you under my skin mi, bilmiyorum.
dördüncü nokta: yazın izmir’e gitmemeye yemin ediyorum. kadınlardan korkuyorum çünkü. ilk kez bir perihan mağden tamlamasından medet umuyorum, yukarıda linki de verdim ya, dekoltemanyaklar. kısa,kısacık şortlardan hiç bahsetmeyelim.
yazımızı bir alıntıyla bitirelim sevgili sevgililerim: “Paşam yoksa göğüs dekolteme mi karışacak Bu Yobazlar?” “Olur mu güzel evladım, dekolte de senin Kemalist hakkın, getir şöyle bir kadeh rakımızı da mehtaba karşı içip Atamız’ın ruhunu şad edelim!”

